Ölüm Haktır

Nerede, ne şartlarda olursan ol, gözardı edilemeyecek bir gerçek var ki o da, ölümdür. Ölümü öldüremiyor insan, o zaman onu halk edene boyun eğmesi aklın ve mantığın gereğidir.

İnsanlık tarihi boyunca hayat kadar, yaşamak kadar önemli bir gerçek de ölüm, mevt olmuştur.

Bu önemli gerçek her insan için kaçınılmaz bir sondur. ‘El-mevtü hakkun’ kaziyesi, ‘Ölüm haktır’ hakikati her insan için, her nefis için vazgeçilmezdir.

Belki bu hakikat karşısında insana düşen şey, yaşadığı dünyayı niçin yaşadığı, neyin uğrunda tükettiği, ne ile bitirdiğidir.

İnsana yaşadığı hayatın her ânı hesap olarak sorulacaktır.

Ömründe zerre kadar iyilik yapmışsa onu, zerre kadar kötülük yapmışsa onu mutlaka görecek ve hesabını verecektir.

İşte ölüm gerçeğinin en bariz yaşandığı yerlerden birisi de Mekke-i Mükerreme’dir.

Burada her vakit onlarca Müslümanın cenaze namazı kılınır. Çocukların cenaze namazı kılınır. Her vakit namazından sonra bir de cenaze namazı kılınır. İnsan nüfusunun çok olduğu yerde, elbette ölüm hakikati de çok olmaktadır.

Umre için Mekke’ye gelmiş Müslümanlardan pek çoğu geri dönememektedirler. Ömürleri burada tükenmiş olanlar elbette mukaddes bir beldede, duâların bol olduğu, Müslümanların bol olduğu bir mekânda hayatlarını tamamlayıp, buraya defnedilmektedirler.

Doğrusu nasıl yaşadığı kadar, nasıl, ne yolunda ve nerede öldüğü de önem arz etmektedir.

Neticede insan nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle diriltilirmiş.

Rabbim hayırlı hayatlar, bereketli kulluklar ve hayırlı ölümler nasip etsin.

Sebahattin Yaşar